Kayıtlar

Şiir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bir Baltaya Sap Olmak


Tek bir yolda. Henüz bitmedi yolculuk ama yolcu yoruldu. Doğrudur kuralı bu yolların.

Ağaçlar içine vardı mekan. Sardı gözleri nahoş gölgeler. Yolcunun adımları yavaş, yolcunun adımları sakin.

Beride yol seçilmez, ileride menzil gözükmez. Yolcu durmak ister. Sinmek ister kovuğa, yolu da kendini de unutasıya.

Beriden gelmesinler aramaya, İlerisi ise söz verilmiş toprağa varır. Gidilmez.

Sesler yoktur, ne de hisler. Duygular ise büyük bir boşluktur nasılsa hiçlikten edilmiş iğnelerle dolu.

Acıtmaz canı sadece vurur göğsün sinesine. Varır dalgalar şahlanır pınarlarına gözlerin. Ahkam keser yol çamur edip toprağı ve daha derine batırır paçaları.

İsimler kalmaz ve yerler bütünlüğe dağılır. Kişilerin gölgeleri hatırlanır ta ki kendi gölgenin ayrılışını izleyesiye.

Kovuk güzel, kovuk sıcak.
Kovuk boş ve kovuk işkence.
Yol güzel, yol heyecanlı.
Yol uzun ve varması imkansız.

Yolcu yorgun.
Sırtı vurgun,
Taşımaktan koca bir yükü.
İçi havadan keskilerle dolu.

Yolcu gider.
Yolcu durur.
Orman çıkmaz gözden
Ve metresi kovuk ayrılmaz peşinden.

Çöktüğünde dizleri yorgunluktan.
Başı bile oynayamaz vurgunluktan.
Manzarası olmayan bir gök iken.
Kovuk fısıldar kulağına,
Nasıl bütün merhametiyle,
Onun kellesini keseceğini söyler.

Bir taş daha düşer kafasına.
Bakın ona yalvarır bakın ona.
Bir çocuk gibi üzgün ve şımarık.
Bir taş daha gelir kafasına.

Gelir de başka bir yolcu varırsa yanına.
İtekler de itekler.
Orman yalnız orman siyah.
O tekil, bakın ona.

Bakın ona ala bulanmış saçlara.
Neden ister de ister?
Bulur bir yordam keser kendi yolunu,
Yolcu geçer gider yanından.
Yolcu kalır yolcu gidince,
Bir başına ve tek başına.
Bakın ona bakın
Çirkef gerçekliğin tek imzasına
Kendi kaleminden çıkan mürekkep,
Kafasında atılan taştan.
Kovuk ise yolu ayırdığı baltanın gülü!

Eh Yolcu ben de senin ağzına,
Der misin sonra yol zordur.
Eh Yolcu ben kalıbına,
Düşer misin bir başına?

O kovuk az bile sana.

Uyum

Her Gece Masallarını Söyler

Uyku ile sarhoş;
Açlıkla bulanıyor zihni.
Negatif uzayla sarılmış,
Duyarsız hisleri.

Renkleri aynılaşan dama taşlarına
Devamını soruş.
Gerçekten cevap almak umuduyla
Geleceksiz bekleyiş.

Merak konusu sözünün
Kırık göğün yüzüne bakan insana,
Ne oluyor çarpık uyumuna düşündüklerinin.
Fikri kadar teni de düşecek yargıya.

Boş bir tuvalken kendisi
Anlamı var mı, doldurmaya çalışmanın?
Hakkı yoktur belki,
Buraya düşünce çizgisini çekmenin. 

Tek renk ve yekpare,
Tekerrür eden sindirişleri
Beyazı, siyahı törpüler
Kalmışsa farklı renkleri.

Devamı ne kadar değerli?
Uyak kaçınca tekrardan bir kere
Yarık yerin yüzü cevap verir mi,
Tekrarları yeniden nüksederse.

Dünyasının sonunda yürütülür
Ufkunun ince çizgisi.
Ağır adımlarla yenileri alır
Fiskelerden yıprananların yerini

Saat kaçı vururda
Getirir şafak kapısına güneşi
Ne zaman olurda
Taşlar giyinir yalan renkleri.

Ay ışığı hangi vakit sökülür Zafir gökten,
ve düşer gözlerin son direnişi
Atlanır güvenliğine bilinç aşağısının.
Yok olurmuş ya sanki,
Dama tahtası,
Karışmış çizgi yumağı,
Ak siyahı;
Kara Beyazı.

İlkidir bir üçlemenin.

Cilt I: 587


Sarı, oturuyordu sarı dağın tepesinde.
Gözünün seçebildiği sonsuzluklara bakıyor;
Ama hiçbir şey göremiyordu neden ise.
Sarı, bakıyordu yine, yerden göğe yükselen kumların şekline.
Hepsi elmas kadar saydam, kuvars kadar tek düze
ve komşu olduklarını bildiği sonsuzluklarında göklerini taşıyorlar birlikte.

Sarı dağ sonsuz bir yurdu gölgeliyor yine,
Sonsuz sayıda, sonsuz insan
ve hepsi de sonsuz kere anlaşmışlar birbirleriyle.
Burasında her şey böyle;
Saydam gölgelere düşmüş yurtlar,
Nehir gibi akan kumlar,
Her şeyi içine alan sütunlar,
ve insanlar...

Okuduğumuzda anlaşılamayan şekilde,
615'in dilinde de yok
495'inkinde de...
Sadece bilirlerdi, her şeyi ve her kimseyi
Sonsuz sayıda sonsuz kere sonsuzluğun içinde anlaşmış insanlar.

Peki Neyi?
Sezgi, Öfke, Neşe
Buruk düşüncelerle oynaşan her köşe
ve ne birbirlerinden uzak,
ve ne de yakın;
Ancak her şey açık 
ve ancak her şey kapalı olduğunda,
Zihinlerdeki her girdap berraktı ve de tüm ayrıntılarıyla,
ve yine pusluydu bütün taşkınlıklarıyla.

Peki her kimse?
Her kimse 615'lilerdi,
Her kimse 495'lilerdi,
Ancak her kimse sadece birbirleriydi.
Çünkü sadece birbirleri için karşılıklıydı,
Diğer türlüsü ise sadece bir solukluk ateşkes.

Peki, Ama, Ancak, Sarı niye oturuyor bu tepede?

Satırlar ilerledikçe neden büzülüyor aklı,
Neden cam gibi bir sis sarıyor etrafı,
ve neden soruyor, ve kime?

615 ve 495 yanımızdalar her zaman ki gibi,
Sarı Dağ okuyanın göremeyeceği sonsuzlukları gösteriyor,
Kumlar akıyor yavaşça saydam, sabit ve göğe.
O zaman bu göremediği şey ne?

Saydam bir cam nasıl engeller görüşü,
Geçirmez mi delikli kumaş şarabı,
Akmaz mı yırtık bir duvardan hane sedası
Ve de bilinmez mi çatlaklardan damlayan suların üzerinde denizler olduğu
Varsa bilen
Varsa gören
Ve varsa o
Nasıl olmaz ki cevabı?

Yoksa,
İlk gelen  o mu buraya,
Üzerlerine saydam tahtalar çakılmış
Saydam camların önüne.

Neresi burası ve neden?
Bu çok saçma,
Bu sonsuz insanın,
Sonsuz kere,
Sonsuzluk üzerine anlaşmasından da,
Bunu anlatan satırlardan da,
Okuyan gözlerin tükenen sabrından da saçma.
Ve başta bekleyen maiçfktıah dan da.

Sanırsa Sarı dağın gölgelerinin bir yerinde,
Bir şekilde,
Görünmez taneler biçiminde,
Akıyor zihnine,
Her ne kadar
ne olduğunu
nerede olduğunu,
nasıl olduğunu
neden olduğunu
bilse de yine de...

Ve sözünün kesileceğine dair anlaştıkları
bir akıntı da katılayazıyor bu selin içine...

PKJŞJBD SONOPFJBOJ ADHSECE ŞGŞÖŞİŞJ HOJDÖEJD AFÖF BDÇD OÖFRFVKÖ.
"AŞ JO BOİOH?" ROHIFJBO PKÖŞVKÖ.
PDÖE FPO BŞÖŞVKÖ, SOHÖDÖ ÜO SOHÖDÖ ÇOÖ SDJO AFÖOÖ AFÖOÖ ŞYŞHSDJ HDVDÖHOJ BTRTJLOIOÖFJFJ GFZUFPF HDVAKIİŞR ÇDIBO "AFIİFVKÖŞİ" BFVO VDJESIEVKÖ.
ḞHFPF BO RDREÖEVKÖIDÖ, GTJHT AFÖF LOÜDAEJE AFIBFCF AFÖ PKÖŞJŞJ LOÜDAEJE DIEVKÖ ÜO BFCOÖF FPO PKÖŞPŞJŞ AFIİOBFCF AFÖ LOÜDAE ÜOÖFVKÖ.
"RFİBF JO KIDLDH?" BFVO FSOIFVKÖ HDVESPEZLD, UMZIOÖF PDÖE HDVDHIEHIDÖBDJ HDVİDVDJ PDÖEVD.
AOHIFVKÖIDÖ AFÖDZ, PDÖEJEJ UFÖBDNIDÖEJE FZIFVKÖIDÖ, UOIOJFJ BDIUDIDÖEJE UMZITVKÖIDÖ ÜO HKJŞRİDVD SOHÖDÖ ITZŞİ KIŞJLD AFÖ POP VTHPOIFVKÖ VDÜDRGD "VTLOIOÖ AOJF GDCEÖDLDHSEÖ PDJEÖEİ."
"ÜO PKJÖD?"
"PKJÖD-" BFVKÖ PDÖE ÜO DPIEJBD ITZŞİPŞZ KIDJ HKJŞRİDIDÖE AŞ POYOÖ UOÖGOHSOJ NDVIDRSEHIDÖE AFÖ UFÖBDNSDJ PMZIOÖF GEHDÖEVKÖ,"-PEJE AFIİFVKÖPŞJ..."
PKJŞJBD PDÖE PDÖE ŞYŞHŞ DÖBEJD DIEVKÖ ÜO PDVBDİ AFÖ NŞPŞ HDNIDVDJ ROYYDY SDÇSDIDÖEJ FGFJBOJ PDBOLO UMZIOÖFJFJ FGFJBO HF BKJŞH AFÖ ADHER ÜO İDS AFÖ UTITR POGFIFVKÖ.
ÜO HŞİIDÖ VŞÖBŞ UMIUOIFVKÖ,
PDÖE BDC DHEVKÖ PKJPŞZ GOÜÖOJBOJ,
İDS UTITR PFPFJ FGFJBO HDVAKIŞVKÖ,
ḞHF BKJŞH ADHER AŞIŞRŞÖHOJ
ÜO BO UMÖTJIOZ NOÖBO ÇDID AKVŞ BDIUDIDÖID KVJDREÖHOJ.

Hikaye Birahanesi

Cilt I: 495


587 ile 474 yanında
Uzun zamanların arasında
Ve büyükçe bir ibadethanenin ortasında,
Dört küçük yeşil göz aralandı.

İçerisine akşam ışıkları vardı,
ilk hanenin,
sonra ibadetlerinin,
sonunda gözlerin...

Gövdesinde barındığı
Kadim ağaçların ortasına kurulmuş,
Sarmaşıklarla dolanmış
ve geniş yaprakların beyaz salkımlarla örttüğü
Kumlu gökyüzü altında ki bu yerde,
Küçük yeşil dünyaya iki çocuk bahşedildi.

İlkin bir göz yaşı düştü bir kadından,
İkincisi bir adamdan
ve kalanları ise bir kaç hizmetkardan
kumların ve adamın ve kadının,
inançlarının aşkına...

Sonsuz uzakta ve yakında,
Adımlar ötesinde,
İki dağın bitişiğinde,
Eski taşlar, dallarla kurulmuş sütünlar,
Tümünü çevreleyen zümrüt surlar içinde 
bir abartılı sandalyenin gölgesi belirdi o anda.

Minik çocuklar, küçük dünyanın büyük hükümdarına kader olmuşlar,
ve sonu olamayan sayıda insanın ülkesine de varis sayılmışlardı.

Ancak henüz bu satırda başlarına yıkılmadı dünyaları.

Çatlamaya başlayan tavanları,
Dünyaya getirildikleri günün akşamında,
Sonsuz kumların ışıklarında,
Mutlu bir çiftin
ve huzurlu bir ülkenin  
düşünceleriyle birlikte
görünmez bir kusur haline geldi.

Sıvandı üzeri ikisi için aşkla,
hizmetliler için inançla,
Gelenekle kalanlar için.

İçin için belirdi hisleri,
İleriki düşüncelerin sahiplerine,
ve sınırsız kumların 2521125.'si geçti
olay ufkundan tekrar,
maiçfktıah sı serildi abeceye.

YTVTSBT EÇKCI
EORŞÇPISRIZ JĞKĞFĞ JNMULUMT UYLTYTM AIPI.
BNHUJKTPĞM ŞÇMI, JUL VÇ RUYKT ŞTMĞSŞĞ 
RNFUJ VÇ RĞHTJ GIRRÇŞIKÇP IKJ CÇDT,
EÇKÇMÇJKÇPIMÇ IJI BNHUJ CTGT JTŞĞKCĞ.

YNPEUM EOZKÇPI LUŞKU NKLTRĞ EÇPÇJÇM
JUŞKU GIZLÇŞBI...
THĞYKT ŞIŞPÇCI GIRKÇPI,
DIJIPKÇP VUPCU ATSĞMT,
CĞSĞMCT IRÇ GÜZÜMKÜ AIP LTŞÇL EÇZCI KTJIM.

N,
AIKIYNPCU,
JÇMCIMI IMZIVTYT BÇJÇMKÇPIM AIKCIJKÇPI
AIP SÇYI.
ROYKÇLÇYÇ CIKI VTPLTCĞ.
MTRĞK NKRT TMKTSĞKTHTJŞĞ.
NJUMTHTJŞĞ JTCÇPÇ ŞTGŞ JUPLUS YTZLTKTP.

ZTLTM EÇBŞ1JBÇ,
TKDTAÇ IKÇPKÇCIJBÇ,
RTŞĞPKTPT RĞPT EÇKCIJBÇ,
JĞŞTKTP JNMUSUMHT,
COJÜKÇHÇJ NKTM EOZ YTSĞ NKTHTJŞĞ,
TMHTJ VÇ TMHTJ AIP BIDŞ EOZCÇM.

Hikaye Birahanesi

Cilt I: 615


700 ile 587 yanında
Unuttukları uğraşların arasında
Ve büyük ifadesinin küçük kalacağı bir kalabalığın ortasında,
Bir çift göz dinlemeye çalışıyordu anlatılanları.

" Başlangıcı yaşamımızın, 
gösterdiğim şu kumlar,
taşıdıkları gökyüzü,
hepsi, 
bir maiçfktıah ile yaratıldı."
Parmağı kilitliydi havaya,
Adımları yere.

Kükredi kulaklara renk veren ateş
yaydı turuncu kokusunu tenlerine,

Devam etti:
" Unutulmayacak bir detaydır
bizim varlığımız için,
ve gerçekliği vardır 
bu sebeple her çabanın..."

Oda doldu sisli sözcüklerle
"onu tekrar yaratmaya çalışan."
Kelimeler sustu.
Hava aldı sözü bir salise kadar.
Okundu tekrar gözlere puslu bir endişe,

"Kolay mı?
Değil tabi ki de...
Hayır, hem de hiç,
düşünülemez bile kolay olduğu,
düşünmeyin sizde kolay olduğunu."

Gözlerin sahibi işitiyordu 
Sözcüklerin suretini,
Ciddiyetle bakıyordu harfler,
Her sesten telaşa ilişkin bir koku yayılıyordu.

Devam etti satırlarının seyri:
"Fakat mühim değil,
Biz anlatamayız bunu zor yada aksi şeklinde,
Verilmemiş bize bunun görüsü."

Ateşten bir kor daha düştü.

"Verilmemiş hissi,
ve kokusu,
ve tadı
ancak ki acı bir tuzu."

Abeceyle ışıldadı  kulaklara,
Turuncu koktu gözlere,
Tuzlu hissettirdi tene,
Sözcükler dolandı birbirine.

Taş gibi görünen,
Taş gibi kokan,
Taş gibi hissedilip,
Tadı rengiyle eş olan
Sütuna düştü gözler.

"Verilen ise işte bu."

VŞKŞRDİ UHÖ ÖTZEDÖ CPSH,
PCPJCÖ UŞJDLĞİJDRSĞ,
SŞÖŞLYŞ PTSŞL ENZ İĞÖOSĞ DSCRC.

DJBĞÖKDBĞ M.

PMLŞLBD VHLC DSCR İCPSH ÖTZEDÖĞL UCRJHPHLH.
"ÜCÖCYCFHKHZ UŞ."

BŞVŞJDÖĞ ŞZDLBĞ VCÖC,
ENZJCÖH VMÖŞJKŞRSŞ BHLJCKCİSCL,
İDÖRĞPĞLBDİH HPC BCÜDK CBHVMÖBŞ GDÖDÖCSJC

"DJDYDFĞLĞZ HPC İDJDL GCÖRCV."

UHSSH PNZJCÖ GĞZJĞYD,
BŞVEŞJDÖ BMJDRSĞ ÜTYŞBŞLBD
BMFÖŞJBŞ BŞVŞJDÖĞ,
AĞİDÖDKDBĞ BHJHLBCL JDİHL
"LDPĞJ"ĞLĞ.

Hikaye Birahanesi

Cilt I: 700 - 474


Denilirdi ki,
Irak bir köşesi varmış dünyanın.
İki tane aslı:
Birini ikisi,
İkincisini beşi sarmalarmış.

Okurlar ki,
Bu mısra sıransında anlamışlar.
Yazılanlar yalnız olan adına yazılmış.

Adı yokmuş,
Kendini üzerinde barınanlar adlandırmış.
Karşı iki kıyıda oturup,
Birine bakıp
Diğerinin suyuna gitmeyen,
Tam olduğu gibi ortada kalan,
Bir isim vermişler ona.

Deniz demişler adına.

Neden mi?
Kim bilir neden...
İsmi bu olmuş.

Bütün evreni saran
Çevrenler altında,
Sütun sütun yükselen kumlarla
Oyun tutan manzaranın azı böylece göz boyarmış.
Ola ki güzellikte birinci değil ise,
İkincilik esirgemek,
Göz zevkinden mahrum olmakmış.

Estetiğinin en ince detayı
Onun üzerinde bitip
Uçuşmayı ret eden kumlarıymış.
Havai aleme küsmüş
Bir demet ışık,
Göklerden saklanmaya çalışır gibi görünürmüş.

Onu çevreleyen sonsuz kıyılar,
Onlar üzerinde yaşayanlar,
Paylaştıkları çevrene basılmış bu gravürün
Bir armağan olduğuna inanırmış.

Bu sebeple hiç göz göze görememişler.
Onları ayıran güzelliği
Sadece çirkin cezalar 
ve karanlık yargıları uğruna aşmışlar.

Aşmışlar.
Aşıyorlar.
Aşarlar.

Kalastan yüce kadırgalar,
kalyonlar, baştardalar ile aşarlar.
Her birinin inançları ile boyanmış
Yelkenleri ışıklara aşarır.
Ağarır.
Alfabeye beş harf bırakır.
üaşut'a boyanır.

PBLÖĞJBÖĞ İH,
PMLPŞV ÜTVCÜHLC,
MJŞÖPB EHÖH GBİHK,
ETSTL EBPKB,
MLŞL ÖCLDHLC ETÖTLCYCİ.
MLŞL DNÖZTFT ÖCLDC.
MLŞL İĞÜĞPĞLĞL ÖCLDHLC.
MLJBÖĞL DNÖZTFT ÖCLDC.

ÜBJBLJBÖĞL,
YCVBJBÖĞL,
ÜBÖDĞJBÖĞL ÖCLDHLC.

UC,

TVCÖHLC BPSĞİJBÖĞ ABÖRBÇĞ Bİ İCPCL ĞRĞİJBÖ.
HİH İHRHLHL ÜTVTLC EBİĞÜMÖJBÖ.
MLJBÖ HPC EHÖEHÖJCÖHLC.
PCÜHÖJCÖHLZCL ÖCLİJCÖ CİPHİ DNVJCÖH
M İBZBÖ ÜBİĞL UC M İBZBÖ ŞVBİJBÖ İH
İCPHRKHÜMÖ EBİĞRJBÖĞLĞL AHVDHPH.
PBZCYC EBİĞÜMÖJBÖ,
PMLPŞV ŞVBİSBL,
EHÖH EHÖHLC,
ZHFCÖH ZHFCÖHLC.

İHKPC,
HPSCKHÜMÖ,
DNÖZTİJCÖH,
HİH ÜCÖHL ÇBÖIJĞ ÖCLİJH
EHÖ ECÜBVB EMÜBLKBPĞLĞ.

Hikaye Birahanesi


Taş İzi


Uzak diyarların birinde
Eğer unutulduysa ismim bugün,
Hatırlanacağı yoksa bıraktığım hiçliğin,
Yıkın adıma dikilen taşı
Hiçliğimde gidecektir ardından.
Ben unutmadan unutulacaksam eğer,
Yırtın anılarınızı,
Yakın hatıralarınızı,
Beyaz boşluk kalasıya,
Taşın izi kaybolasıya kadar.

Sözlerime karışan her kelime,
Daha içli söylenmişse eğer binlerce kere,
Anlamı olacağı yoksa bir daha söylenir ise;
Karalayın varlığımın üzerini,
Sözcüklerimde bulanacaktır siyaha.
Vaktiyle yaşadığım hayatın
Her anında yaptığım beyanlarım,
Bir şımarık çocuğun
Umutsuz çırpınışına benziyorsa eğer;
Bitirin beni, beyanlarımda bitecektir benimle.

Ben sustum diye susacaksanız eğer;
Konuştuğumda konuşmayacaksanız bir daha,
Tanıştırmayın kendinizi tekrar.
Ne hayatınızı,
Ne ailenizi,
Ne arkadaşlarınızı,
Ne derdinizi,
Ne ölümünüzü,
Ne doğumunuzu,
Alın hepsini; 
Alın benden, olmamış bilgilerinizi.
Ben de tanıştırmam kendimi bir daha.

Bedenime ruh üfleyen tanrı halen izliyorsa sizi,
Ancak konuşmak istemiyorsa siz ile,
Küsmüş sanıyorsanız nedensizce;
Yaşayın hayatınızı en aynı şekilde,
En boş şekilde.
Bırakacaktır umutlarınız yakanızı.
En karasında alın bir makası,
Parçalayın yakanızı, 
Düşürün dikilen tüm kumaşları.
Kalmayacaktır böylece ,
Elle tutulacak birşeyiniz geride.

Artık sinirlenmekten sinirleniyor,
Korkmaktan korkup,
Yorulmaktan yorulmuşsanız;
Ne üç çeyreğe bir aspirin,
Ne çekip kurtulacak bir dişin,
Sonuçta:
Silinecektir sizliğiniz,
Gidecektir hiçliğiniz,
Bitecektir sıradanlığınız,
Karalanacaktır sözleriniz,
Düşecektir yakalarınız,
Taşınızıda küskün tanrı yıkacaktır zamanla.

Hikaye Birahanesi

Yıl Sonu Şiiri


Bir yıl önce esmeye başlayan rüzgar, kesiliyor hafiften.
Artık dar sokaklarda ıslık kılığına büründüğü zamanları hatırlayan,
 Bir iki kişi kalıyor sadece.
Rüzgarın iki senedir estiğini bilen ise, unutuyor anılarını istemeden.   

Üç yıl önce başlayan yağmur, yatışıyor sessizce.
Küçük bir bahçenin üzerine çiseliyor bundan böyle;
Rüzgarın yeni, kendinin genç olduğu zamanları hatırlarken.
Aynı dört yıl önce, gökte yalnız olduğu anlarda ki gibi...

Beş yıldır havada gezinen bulutlar, ağlamayı kesiyorlar sakince.
Kıt kalan şimşekleri ellerinden kayıyor,
Bazısı saika olarak gözüküyor beriden.
Belli ki hâlâ altı yıl önce ki gibi naifler. 

Yedi yıl önce sökülen bank, hâlen alınmamış yerinden.
 Terk ettikleri kenarında, olanları izliyor ilgisizce.
Az bir rahatsızlık hissediyor,
Sekiz yıl önce oturağını kirlettikleri vakittekine benzeyen.

Dokuz yıl önce bankın önüne sinen çocuk,
Anlamsızca bakıyor alçalan basamaklara.
Diplerine attıkları boyalar düşüncelerine karışıyor.
Kaç yıldır orada dikildiğini bilemiyor ama.

On yıl önce banka oturan kız,
Yanındaki bir gölgeye bakıyor neşeyle.
Aklında, bulunduğu yerin nasıl bir anı olacağı geziyor;
Yıllar önceki hislerine, benzememesini umarken.

Bu kaybolan seneler içinde, bencilce yılgın çocuk,
Bencilce güçlü kıza bakıyor.
Kız ise yanında ki gölgeye.
Çocuk ne kızın hikayesini öğreniyor,
ne de bakışlarını alabiliyor üzerine.
Kız ise duygularını taşıyor başka şehirlere.
Yılların, günlerin, saatlerin, saniyesinde
Çocuk iniyor basamaklardan,
Kız gidiyor gölgesiyle.
Hafifçe esen yelin son demi,
getiriyor çocuğa isteği son haberi.
Artık sonunda, kimse hatırlamıyor burukça birbirini.

Hikaye Birahanesi

Aşık mı Olmak, Aşka Aşık Olmak?


İmkansızı sevmek,
Hayalleri istemek,
Adı hayalse imkansızın,
Hayallerin imkansız mı?
Aşık mı olmak?
Aşka mı aşık olmak?

Aidiyet aramak,
Umutlara inanmak,
Aidiyet umuyorsan,
Umut mu aradığın?
Aşık mı olmak?
Aşka mı aşık olmak?

Yaşamın reddi,
Hayatın gerçeği...
Yalnız kalırken,
Yalnız kalmak istemek.
Aşık mı olmak?
Aşka mı aşık olmak?

Geride bırakılmak,
Kalmak isterken geride,
Birisi gelmeyince sinirlenirken,
Kimisi gelince de kovmak sinirlen,
Aşık mı olmak?
Aşka mı aşık olmak?

Olmayan gelecek
Geleceği olan herkes için...
Aşık mı olmak?
Aşka mı aşık olmak?

Ölümü beklemek
Ölümden kaçarken,
Tek katilinin
Kendinin olmasını isterken.
Aşık mı olmak?
Aşka mı aşık olmak?

Sahiplik değil aitlik,
Aşk değil sahiplik,
Tutku çift taraflı bir bıçak,
Doğru tutmazsan senide kesen,
Öldürebilen.
Peki...
Aşık mı olmak, Aşka aşık olmak
Aşk sensen benim için?

Hikaye Birahanesi

En Azından


Oradaki! Evet! Evet! Sen,sokaktaki yabancı!
Bir sorum var ama hava çok rüzgarlı.
Yağmur da yakın acaba sorsam olur mu?
Yoksa uzunsa yolun hiç tutmayayım seni.


İyi madem, vermiyorsan hiç ses,
bir soru yakmaz canını.
Şimdi yabancı...Nasıl desem...
Hiç düşündün mü?


Neyi mi? Şeyi ya...Şeyi,
niye gelmişiz bu dünyaya,
var mıymış bir halt?
Ben kaçırmışım,tanrı anlatırken insanlara.


Yok yabancı dalga geçmiyorum.
Yok yabancı neden sinirlenirsin ki şimdi?
Yok yabancı ben senin bütün gün neyle uğraştığını ne bileyim
Yok yabancı ben deli değilim,gerçekten! Sadece kaldırım taşlarıyla konuşmayı severim.
Yok yabancı sana denk gelmez hep böylesi.
Dur yabancı nereye şimdi! Bir sorum var ;bildiklerim bana anlatmaz, sokaktakiler de söylemezse kim verecek cevabı?
Ah! Gitti yabancı yine.Rüzgar aldı onu elimdeki fotoğraf karesinden.
Eh! Yine aldı rüzgar elimden,yine,yine!


Sanırım olmuyor artık, eski yabancılar kalmadı da ondan.
Nasıldı o yabancılar, bir bilseniz...
Her şeyin kıymeti farklıydı onlar için.
Şimdi!.. Nerde?
Adama neden gelmişiz diye soruyoruz,
Bana kaçık diyor; oldu mu şimdi?


Hem kolayından sordum, ya nereye gideceğiz deseydim?
Ya "10 boyut varmış, 11.sinde mi tanrı yaşarmış?" diye sorsaydım?
Ya nasıl resim çizilir deseydim?
Nasıl müzik çalınır deseydim?
Nasıl şiir yazılır deseydim?


Belki ona cevap verirdi ama kesin yanlış cevap verirdi.Kesin!
Derdi ki: "Öğrenirsin yöntemini sonra yaparsın yordamına göre."
Eh be adam!Hiç öyle denir mi? O işin kolayı , öğrenmesine öğrenirim de sonra?
Sonra ne yapacağım be adam! Şimdi niye öyle dedin de;
Kör olmadan önce gördüğün son şeyi çizercesine çizeceksin niye demedin?
Sağır olmadan önce duyduğun son şarkıyı çalarcasına çalacaksın niye demedin?
Aşkını yitirmeden önce duyduğun son hissi hatırlarcasına yazacaksın niye demedin?


Peki yabancı, ya" Nasıl yaşanır?" deseydim...
O zaman ne diyecektin.
7 bilimiyum 10 milyar insan arasından birisine "istediğin gibi yaşanır" mı diyecektin?
Ya benim istediğim yaşamları almışlarsa!
O zaman "Aşık olarak yaşa hayat sevdiğinle güzel!" derdin.
Peki hiç düşündün mü ya benim aşklarımı almışlarsa.
O zaman da kesin derdin ki "Hayatını insanlığa ada,adın hatırlansın yüzyıllarca"
Ah be yabancı!Hangi insanlığa? Bana "sen deli misin be adam" diyene mi?,
"Böylesi hep bana denk gelir" diyene mi? 
 Yoksa onu da demeyip,canı sıkılana kadar dinleyip giden insanlığa mı?..


Olsun yabancı, önemli değil bundan sonra,
Çünkü demedin ki
"Önemsiz hayatının, tarihin kirli sayfalarında bir virgül etmeyeceğini bilerek yaşa".
Demedin 
" O zaman ben neden yaşıyorum?"
Sadece gittin uzun sokak boyunca,
Neyse en azından yağmura yakalamadan gittin.  


Hikaye Birahanesi

Ben Kimim?


Aklınızdaki tek soru "neden?" ise , 
Aklınızdaki tek soru "neden?" değildir.
Normalde saçma gelirse bir şey,
Aslında hiçte saçma değildir.

Gördüğünüz en sıradan şey aşk,
Göremediğin nacizane tek şeydir.
Yoksa, seni şuana kadar büyüten
Dünyanın,sana borcumu var sandın!

Gördüğün insanlar var mı sandın?
Senin adın ,adın olduğu için mi var?
Ya sen? Kesin sende varsındır...
Kesin bide hayattasındır.

İstanbul yenilmek için mi var?
İzmir zaten yenilmiş mi yoksa?
Yoksa denizne bakarken mi boğulmuşlar
Beni boğan dalgalar?

Beni boğan dalgalar kalmış mı?
Kalmasını mı istemişim yoksa?
Aynada hergün baktığım çirkin yüzü
öldüremediler mi sonunda?

Ama merak etme sen kesin varsındır(!)
Adında adın olduğu için vardır.
Aşkın aşık olduğun içindir.
Zaten bide hayattasındır.

Aşık olduğun yerleri tek başına
Hışımınla dolaşmışsındır...
Kimsesiz parklarda cam kırıkları aramışsındır.
Koluna girdiği yerlerde ki,
Küçük menekşeler solmuştur.
Sana düşman, sevimsiz bank sökülmüştür oradan.
Başka bir sevimsizde yerini doldurmuştur.
Maşuk halinle kalmışsındır.
Artık yoktur bir cevabı,
"Bu sen misin?"dir.Tek yanıtı.

Bu sen değilsen, sen nedir o zaman?
Çok mu cazip geldi ölümün tatlı boşluğu?
Sakladığın tek hazinen bulundu mu?
Yoksa artık onunda mı manası yok?
Yoksa olamadın mı sen?
Köreldi mi hislerin?
Bitti mi gençliğin?
Ya çocukluğun?
Ya yetişkinliğin?

Yok mu yağmurun altında Emirgana yürüdüğün bir sahanen?
Yok mu bulduğunu sandığın Makes Hanım?
Yok mu dönmeyeceğin bir yer beğenen?
Yok mu kovduğun halde aşık olan Aysel Hanımın?
Kesin olmasını beklememişsindir ama,
Kesin vardır bir hikayen,
Kesin ellerinden kaymamıştır gençliğinin son hisleri,
Kesin çok mutlu olmuştur o,
Kesin hiç nihayetine ermesini istememiştir o konuşmanın, 
Kesin bencilcedir...
Kesin varsındır...
Kesin...
Kes...Artık...Kesin...

                                 Hikaye Birahanesi